Kaftan Kiralama


KAFTAN / BİNDALLI SATIŞ VE KİRALAMA

Krizantem Davet – Kına Organizasyon / Kaftan Kiralama olarak sizlere çok özel modellerde ve üstün kalitede Kaftan Modelleri / Bindallı Modelleri hazırlattık.

Krizantem, Kına Gecesi Organizasyonlarındaki kalitesini ve üstün hizmet anlayışını Kaftan / Bindallı Satış ve Kiralamasında da devam ettirmektedir.

Kına Gecenizin olacağı bu özel gününüzde seçeceğiniz Kaftan / Bindallı modelini kiralayabilir veya isterseniz satın alarak ömürlük sahibi olabilirsiniz.

Daha fazla bilgi için iletişme geçebilirsiniz. WhatsAPP İletişim


Kaftan Kiralama

Kaftan Kiralama

Kaftan Kiralama


Kaftan’ın Tarihçesi :

Sözlük anlamı olarak baktığımızda;

Kaftan : genellikle ipekli kumaştan yapılan, uzun ve işlemeli üst giysisi.

Kaftan Üste giyilen, kumaştan yapılan, uzun, süslü ve astarsız elbise, hil’at. Kaftanların kıymetleri, renk, şerit ve düğmelerinden anlaşılırdı.

Ağır kıymetli kumaştan yapılanların önü ve kolları altın telli şeritler ve kordonlarla süslenirdi. Kadifeden yapılan vezir kaftanları ise kıymetli düğmeli, sırma şeritli olur ve kışın üzerine samur kürk geçirilirdi. Yeniçeriler, entariler üzerine kaftan giyer, yürürken zorluk vermemesi için eteklerini toplayıp bellerine sokarlardı. Bunlara “dolama” denilirdi.

Osmanlılarda, önemli hizmetler görenleri mükafatlandırmak için, padişah tarafından kaftan hediye edilirdi. Kumandanlara bir imtiyaz verildiği zaman, buna işaret olarak kılıç ve kaftan verilirdi.

Padişah tarafından Mekke Şerifi ile başkalarına ihsan olunan kaftanları giydirene “kaftan ağası” denirdi.

Mükafat maksadıyla kaftanı, bazan padişahlar giydirdikleri gibi sadrazamlar ve vezirler de giydirirlerdi.

Osmanlı Kaftan Kültürü
İnsanoğlu, çeşitli gereksinmelerini gidermek için var oluşundan bugüne değin dünya nimetlerinden yararlanma yollarını aramış, insan zekâsı giderek gelişmiş, akla hayale sığmayan sayısız ve sınırsız buluşları gerçekleştirmiştir. İnsanlık tarihinin en eski sanatlarından biri hiç kuşkusuz dokuma sanatıdır. Doğanın değişik iklim koşullarına karşı kendini koruma zorunluluğunu duyan insanoğlu sonunda dokumacılık sanatını yaratmıştır. Zamanla çeşitli koşulların zorlamasıyla dokumacılık gelişmiş ve her milletin refah düzeyine, sanat ve teknik yeteneğine göre ilerlemiştir. Türk kumaşlarının gerek dokunuş, gerek malzeme ve gerekse desen zenginliği bakımından dünya kumaşçılığı içinde çok önemli bir yeri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 

Osmanlı sultanları giyim-kuşama önem verir, lüks kumaşlardan dikilmiş kaftanlar giyerlerdi. Onların kalite arayışları dokumacılığın gelişmesinde önemli bir yer tutar. Saray kıyafetleri ve mefruşat için kullanılan kumaşlar saray bünyesindeki atölyelerde hassa nakkaşları tarafından hazırlanan desenlere göre dokunurdu. Bu atölyeler yeterli olmadığı zamansa İstanbul ve Bursa’daki diğer atölyelere sipariş verilirdi. İpekliler devlet tarafından kontrol altında tutulur, çözgü tellerinin sayısından boyasına dek her detayın esaslarına uygunluğuna bakılırdı.

İmparatorluk büyüdükçe imalât çeşitlenmiş ve zenginleşmiştir. Buna karşılık önce tamamen amatörce yapılan dokumacılık halkın şehirleşmesi sonucunda tüm gereksinmeleri karşılayan profesyonel, güçlü bir sanat kolu haline gelmiştir.

Görkemli giyecekler kemha (brokar), kadife, çatma (bir kadife türü), seraser (altın ve gümüş alaşımlı telle dokunmuş ipekli kumaş), diba, atlas, canfes, tafta, vala, çuha, sof ve şal gibi kumaşlarla oluşturulurdu. Topkapı Sarayı’nın sayıları 1550’yi bulan giyim-kuşam koleksiyonu ölen padişahın üzerinden çıkan ve sahip olduğu diğer giysilerinin saklanmasıyla oluştu. Padişah elbiseleri hazine eşyası sayıldığından Hazine’de saklanırdı. Ölen sultan, hanedan mensubu yüksek rütbeli devlet memuru ve din büyüklerinin eşyalarının türbesine konulması bir gelenekti ve bu türbelerden toplanan giysiler de Saray’daki koleksiyona katılırdı. Osmanlı sarayındaki ipekli ve pamukluların bir bölümünün menşei Hint, İran ve Mısır’dır.

Eskiden halkın giyim biçiminden, yaşayışından tamamen farklı durumda olan padişah, hanedan ile Saray mensuplarının elbiseleri için özel olarak dokutturulan kumaşlara «Saray Kumaşları» denir. Bu gruba şüphesiz Osmanlı Saraylarının tefrişi için dokutturulan kumaşları da katmak gerekir. Yalnız sarayın gereksinmesini karşılamak için bu tezgâhlar çalışır ve başka iş görmezlerdi. Buna benzer kumaşlara halk için çalışan diğer atelye imalâtında rastlansa bile, saraya ait kumaşlar gerek süsleri gerekse kullanılan malzemenin zenginliği ile diğerlerinden üstün olurdu. Padişah ile Saraylı tüm giysilerinin belli kurallara bağlı kalması nedeniyle, özellikle Padişahın günlük kıyafetlerinde, tören elbiselerinde kumaş cinsine ve desenlerine büyük titizlik gösterilmesi, saray tezgâhlarının gelişmesinde önemli rol oynamıştır.

Kaftan Kumaşlarının Üretimi

Ülkemizde en çok faaliyet gösteren Bursa tezgâhları olmuştur. Kaynaklara göre çatma, kadife, atlas, çuha, kemha gibi cinslerin en güzel örnekleri burada verilmiştir. Bu kumaşların ünü o yıllarda Macaristan, Lehistan, Fransa ve İtalya’ya kadar yayılmıştır. Tamamıyla Türk desenlerini içeren Bursa kumaşlarının yanında İstanbul atelyelerinde büyük bir hızla ilerlemiştir. Hatta tezgâh sayısı öylesine bir hızla artmıştır ki, sonunda bunları sınırlayıcı hükümler çıkarma zorunluluğu doğmuştur. İstanbul’da kurulan atelyelerin ipekleri Bursa’dan alınır, atkı ve çözgü ipeklerinin hazırlanması Bursa’ya bırakılmıştı. Çünkü dokumacılık için en iyi ipek ipliği Bursa’da hazırlanıyordu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun en değer verilen kumaşı seraser idi. En iyi cinsinin İstanbul’da saraya bağlı tezgâhlarda, seraserci başının nezaretinde dokunduğu ve adına da (İstanbul Seraseri) denildiği bilinmektedir. 16. Yüzyılda Bursa’da Türk dokumacılığının çok geliştiğini belgeler tanımlamaktadır. Yalnız Bursa atelyelerinde seraser ismine rastlanmaz.

Osmanlı padişahlarının özel hazinesini teşkil eden Enderun Hazinesi’nden bugün Topkapı Sarayı Müzesi’nin çeşitli seksiyonlarını oluşturan objeler gibi elimizde bulunan kumaşlar hediye, harp ganimeti sipariş ve satın alma yoluyla bir araya getirilmişlerdir. Bu yılların birikimi zengin ve güzel koleksiyon, büyük bir titizlikle saklanmış ve korunmuştur. Bunların içinde özellikle padişahların iç ve dış giysileri için uygulanan bir gelenek imparatorluğun sonuna kadar büyük bir özenle sürdürülmüştür. Bu geleneğe göre, ölen veya halledilen padişahın tüm giyim eşyaları bohçalanıp, aidiyeti bir etiketle belirtilerek mühürlenir ve Silahtar Hazinesi’nde saklanırdı. Bu nedenle padişahlara mahsus giyim eşyaları bezemeleri bakımından ayrı bir kıymet; adetçe de büyük önem taşırlar. İşte bugün Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan padişah elbiseleri dünyanın en zengin koleksiyonlarından biridir.

Atatürk’ün emriyle Topkapı Sarayı, Müze olarak halka açıldığı zaman bu giysiler Silâhtar Hazinesi’nde hepsi etiketli olarak bohçalar içerisinde bulunmuştur ki; dünya da hiç bir müzeye sahip olmayan bir anlam taşımaktadır.

(Kaynaklar: Rehber Ansiklopedisi ;  forumgercek.com)